Anıl Katkat

Öğretmenler Yatıyor (Mu?)

13.05.2020
20
Öğretmenler Yatıyor (Mu?)

Çok şükür, hemen her toplumsal sorun gibi salgın konusunu da bir ucundan öğretmen camiasına bağlayıverdik. Hayır şaka değil, Milli Eğitim Bakanı’na bir televizyon programında sorulan soru aynen şöyle: “Sayın bakanım, sık gelen sorulardan biri olarak öğretmenlerin bu süreçte çalışmadıkları düşünülüyor, siz bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Sayın Bakan açıklama yapıyor, savunmak durumunda kalıyor. Biraz sitemli, doğal olarak biraz da öfkeli.

Bu, kötü bir alışkanlıktan ziyade bir Dünya görüşü halini aldı bizde. Başımıza taş düşse, ya sebeplendirirken yahut da sonuçlarını ifade ederken bir ucundan eğitim camiasına iliştiriveriyoruz mevzuyu.

Aslına bakarsanız öğretmenlere saygımız sonsuz… Bize bir harf öğretenin 40 yıl kölesi oluruz. Öğretmenliği en kutsal meslek olarak tanımlamaktan geri kalmazken; yeni neslin onların eseri olduğuna inanır, hayattaki en büyük şansın ise küçükken iyi bir öğretmene sahip olmak olduğunu her ortamda şiddetle savunuruz(!)

Tabi bunlar birer teori

Gelin biraz da pratiği inceleyelim.

Bir “yaz tatili” mevzusudur, gidiyor.. Şeref meselesi haline geldi.

Nasıl olur da bu kadar tatil yapabilirler? Hafta sonu tatil, bayramı tatil, yarı yılı tatil, yazı tatil, kışı tatil…

Yılın yarısında yatıyorlar canım! Bu kadar da olmaz ki!

Hem 15-20 tane çocuğa 45’şer/50’şer dakikadan 5-6 ders saati “bakmakta” ne var? Kebap iş vallahi…

Taş mı taşıyorlar sanki? Bir ton da maaş alıyorlar. Bir de karı-koca öğretmen oldu mu, değme keyfine… Tatilleri de bir…

Ama çok seviyoruz öğretmenlerimizi canım. Öğretmen bir güneştir. Etrafını aydınlatarak ışık saçar! Dünyada her şeye değer biçilir fakat öğretmenin eserine değer biçilmez… Hem ne demiş Atatürk; “Dünyanın her yanında öğretmenler insan topluluğunun en fedakâr ve en değerli varlığıdır.” Öğretmenler başımızın tacıdır. 24 Kasım gelse de onlara en güzel hediyeyi almada birbirimizle yarışsak, değil mi(!)

Bakın yine teoriye girmişiz istemeden… Kusura bakmayın, alışkanlık…

Pratiğe geri dönelim.

Çok da uzak olmayan bir tarihe gidelim.

Öğretmenler halı saha maçı yapmak üzere bir akşam bir araya gelirler. Maç yaparlar, maçları 3-5 dakika kadar geç biter. Onlardan sonra aynı sahada o şehirde savcılık yapan bir kişinin maçı vardır ve bu gecikme oldukça canını sıkar. Tartışma yaşanır. Ve savcının talimatıyla bir saha dolusu öğretmen, soluğu karakolda alır. Suçları yalnızca top oynamaktır…

Bir başka zamana bir başka şehire gidelim.

Bir öğretmen, davranışlarından rahatsız olduğu bir öğrencisini okul idaresine bildirir. Okul idaresi tekrarlayan problem karşısında çocuğun velisini okula davet eder. Öğretmen okula gelen öğrenci yakınlarına durumu anlatmaya gayret ederken, öğrenci yakınları birden saldırmaya başlar ve tüm öğrencilerin gözü önünde öğretmeni darp ederler…

Başka bir örneği inceleyelim…

Eğitim öğretim sürecinde istenilen kazanımları elde edemeyen öğrenci öğretmeni tarafından sınıfta bırakılır. Bu gelişme karşısında öfke krizine giren öğrenci velisi öğretmene hak ettiği(!) cezayı elleriyle verir. Eşek sudan gelinceye dek…

Yüzlerce,
Binlerce,
Yüz binlerce örnekle destekleyebiliriz. Zira bir çoğu da hepinizin malumu.

Ama uzun tutmayalım.

Son olarak da salgın süreciyle devlet tarafından eğitime ara verilmesinin başlıca müsebbibi olarak görülüyor ve muhteşem bir mahalle baskısı ile karşı karşıya kalıyoruz. İtham ediliyor, karalanıyor, sosyal anlamda savunma yapmak durumunda bırakılıyoruz. Ve geldiğimiz noktada bir çoğumuz “salgına rağmen okul açılsa, bu virüs bile karşı karşıya kaldığımız sosyal baskıdan daha az zarar verir” halet-i ruhiyesinin etkisi altına girmiş bulunuyoruz.

Bütün bunlar toplumun genelini ilgilendirmeyen, tek tük örnekler olsa bunu doğal karşılarız. Her meslek grubunun kendine göre sıkıntıları var, “bizim gülümüzün dikeni de bu” der işimize bakarız. Ama ekseriyeti teşkil eden ve toplumun tamamına bir virüs gibi hızla sirayet eden bu tutum, artık eğitim camiasının genelinin onurunu zedeleyen, onları mesleki bunalımlara doğru sürükleyen bir hal almış durumda…

Yaşadığımız her olayda bu toplum için ne kadar değersiz olduğumuzu görüyor ve canla başla daha ileri gitmesi için çalıştığımız milletimizin ulusal medya organlarına kadar taşıdığı bu genel tavrı karşısında büyük bir üzüntü duyuyoruz.

Okullardaki yüz yüze eğitime verilen aranın hemen ardından doğru düzgün bir alt yapı kurulamamasına ve sistemde birçok problemle karşılaşılmasına rağmen inatla, sabırla EBA başta olmak üzere birçok sosyal medya ortamı aracılığıyla öğrencilerine kavuşmak için birbiriyle yarışan öğretmenlere karşı toplumun önemli bir kesiminin bu düşünceleri taşıması ve dağıtmasının büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyoruz. Özellikle de bu salgın sürecinde toplumun önemli bir bölümünün orucu “uykuya tutturduğu” bu mübarek ayda bile saat 04:00’de sahurunu yapan öğretmenlerimizin sabahın 08:30’unda heyecanla bilgisayarları karşısına geçtiklerini görmezden gelen bu anlayışı kabul etmiyoruz.

Kamu içerisindeki birçok gizli işsiz, mesaisini avantaja çevirebilen birçok sektör çalışanı ve de yılın neredeyse yarısını çeşitli ad ve şekiller altında hem de hiçbir maddi kayba uğramadan tatilde geçiren milletvekillerini dahi görmezden gelerek; hizmet sektörünün “ağır işçileri” olan, emsali az görülecek şekilde mesai saatinin her bir saniyesinde çalışmanın yanı sıra, mesai dışında da kendini geliştirebilmek için çabalayan, bin bir imkansızlığa ve milyonlarca engele rağmen deyim yerindeyse kendini paralayan, öğrencisine ve velisine yer yer yaşam koçluğu bile yapan ve tüm bunlar karşısında hak ettiği değeri maddi/manevi hiçbir türlü bulamamış ama yine de bir çocuğun gözündeki ışıltı ile yetinerek her şeyi bir anda unutuveren bu kıymetli mesleğin çalışanlarının “toplumun stres topu” olarak kullanılmasından artık sıkıldık.

Bu ülkede öğretmenin tatili, öğretmene karşı şiddetten; öğretmenin mesai saati, onun maddi manevi statüsünden daha fazla konuşulduğu müddetçe milli eğitimde herhangi bir yol katetmek bizim için hayal bile olmayacaktır. Bu ülke bugün öğretmenin tatilini konuştuğu kadar, ataması yapıldığı halde göreve başlayamadığı için ciddi şekilde mağdur olan 20.000 öğretmenini konuşuyor olsaydı geleceğe çok daha umutlu, çok daha inançla bakabilir olacaktık.

O günlere kavuşabilecek miyiz?
İnanın bilmiyorum…

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2015'den beri...