Anıl Katkat

0-6 Yaş Çocuklarımızı Salgının Psikolojik Etkilerinden Nasıl Koruruz?

13.04.2020
142
0-6 Yaş Çocuklarımızı Salgının Psikolojik Etkilerinden Nasıl Koruruz?

Korona virüs salgını kapsamında alınan tedbirler dolayısıyla çocuklarımızın önce okullardaki eğitimine ara verildi, ardından 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirildi. Çocuklar yaklaşık 1 aydır evlerinde, izolasyon sürecindeler. Bu hem onların hem de toplumumuzun sağlığı için zorunlu bir durum. Peki bu işin psikolojik boyutu ile nasıl başa çıkacağız? Çocuklarımızın bu süreci psikolojik anlamda en az hasarla atlatabilmeleri için hangi yöntemlere başvuracağız. Bugünkü yazımı bu konuya ayırdım.

Yeni tip korona virüs (Covid19) salgını sırasında çocuklarımızın ruh sağlığını desteklemenin yanı sıra, onların bu süreçle baş etme becerilerini, olumlu psikolojik hallerini ve ruhsal dayanıklıklarını artırmak anne ve babalar olarak bizlerin sorumluluğunda. Bazı aileler bu kapsamda profesyonel yardım almaya bile başladılar. Zira süreç uzuyor ve süreç uzadıkça bununla baş etme becerilerimizin yeterli olmadığını görmeye ve hissetmeye başlıyoruz. Bu da hem ailemizin refahını, hem de çocuklarımızın ruh sağlığını doğrudan etkiliyor. Daha önce hiç karşılaşmadığımız çapta cereyan eden bu salgın döneminde çocuklarımızın psikolojik anlamda süreçten etkilenmeleri hem olası, hem de son derece doğal bir sonuç. Her şeyden önce bu etkilenmenin normal olduğunu bilmekle işe başlayabiliriz. Hayatın belli dönemlerinde karşımıza çıkan bazı ruhsal ve psikolojik durumlar bizim zannettiğimizin aksine gayet beklendik, insani ve doğal hallerdir. Örneğin belirli bir süre için “yalnız kalma” durumunun psikolojik anlamda sıkıntılı bir hal olduğunu düşünsek de, “yalnız kalmak” aslında hayli insani ve doğal bir durumdur. Buna mukabil bu yalnızlık “sürekli” bir hal alırsa psikolojik sıkıntı durumu o zaman ortaya çıkar. Bu örnekteki gibi iki durum arasındaki ince çizgiyi görebilmeli ve bu gibi durumlar arasındaki ayrıntıyı iyi analiz edebilmeliyiz. Aynı şekilde salgın döneminde korkmak, tedirgin olmak, kuşkulanmak da son derece beklediğimiz, öngörülebilen, doğal ve insani etkilerdir. Nitekim salgın konusunda belirli bir bilgi düzeyine sahip olan her birey, bu süreçten endişe duyar ve özel hayatına etkileri hususunda kaygıya kapılır. Burada ayrımını yapmamız gereken önemli husus, duyulan bu korku-kuşku ve endişenin boyutlarıyla ve nasıl kavramsallaştırıldığı ile alakalıdır. Yalnızca çocuklarımız değil, biz yetişkinler de bu korku ve kaygı durumunu olağanın üzerinde bir boyutta yaşıyor ve hissediyorsak salgın sürecinin ciddi psikolojik etkilerinden payımızı almakta son derece şanslıyız(!) demektir.

Çocuklar içinde bulundukları gelişim düzeyi ve kısıtlı tıbbi bilgi durumunun etkisiyle bu salgın sürecini doğru bir şekilde anlamlandıramayabilirler. Gerçekçi olmayan, hayalci yaklaşımlarla süreci yanlış bir şekilde değerlendirebilir ve bunun akabinde çok ciddi derecede kaygı hissetmeye başlayabilirler. Öte yandan bu dönem çocuklarındaki “ben merkezci” düşün yapısı, tüm bu olan bitenden kendilerini sorumlu tutmaya varan değerlendirmeler yapmalarına sebep olabilir. Örneğin; “ben son gün okulda Ayşe’nin oyuncağını elinden aldım; bu yüzden cezalandırılıyorum” gibi gerçekçi olmayan bir değerlendirme ile süreci tanımlayabilir. Biz anne-babaların ise medya ve sosyal medyada takip ettiğimiz gündelik gelişmelere karşı ev içerisinde takınmış olduğumuz tutum ve tavır ile ortaya koyduğumuz davranış şekilleri, olumsuz anlamda çocuklara yansıyabilir. Çünkü gözlemlemek, taklit etmek bu dönemde onların en sık yaptığı iştir. Aşırı kaygılı, paniğe kapılmış, aşırı titiz davranan koruyucu tavır, zannettiğimizin aksine çocuklarımızın ruh sağlığına olumsuz etkilerde bulunabilir. Bizler hem kendimizin, hem de çocuklarımızın süreç boyunca içinde bulunacağı korku ve kaygı durumunu “kabul edilebilir” ölçülerde tutmaya çalışacağız.

Nasıl mı? Gelin maddeler halinde sıralayalım.

Gelişmeler karşısında itidalli olun.

Biraz evvel dediğimiz gibi çocukların bu dönemde usta bir taklit yeteneği ve muazzam bir gözlem yapma becerileri vardır. Sizlerin korku ve kaygı durumlarınız, anlık ve günlük gelişmelere karşı göstermiş olduğunuz reaksiyon, medya ve sosyal medyada yapılan haberlere ve devlet kurumlarınca alınan kararlara karşı olan aşırı tepkileriniz çocuklarınızın psikolojik durumunu direkt olarak etkileyecektir. Bu yüzden önce kendiniz itidalli olmaya, gelişmeler karşısında sabırlı olmaya özen gösterin. Hoşunuza gitmeyen gelişmeleri veyahut devlet kurumlarınca başvurulan yöntemleri uygun bulmasanız dahi bunu çocuklarınızın yanında öfkeli ve kaygılı bir şekilde ifade etmeyin. Sakin kalmaya ve süreci sükunetle takip etmeye özen gösterin.

Salgını ve alınan tedbirleri çocuklarınıza doğru ve anlaşılabilir bir şekilde anlatın.

Özellikle bizim toplumumuzda anne babalarımız tamamen iyi niyetlerinin ve koruyucu/kollayıcı tutumlarının etkisiyle bu tip kriz ortamlarında çocuklarından birçok şeyi gizlemeye ve yaşanan gelişmeleri onlara yansıtmamaya çalışır. Neredeyse toplumsal bir kültür haline gelen bu yöntem oldukça yanlıştır. Öyle ki özellikle küçük yaşlardaki çocuklar hayatı ve Dünya’yı daha çok sezgileriyle anlamlandırırlar. Bu dönemde çocuklarımızın sezgileri muazzam derecede açıktır ve siz bir konuyu ne kadar gizlemeye çalışırsanız çalışın, daima merak eder, sezer ve sorgularlar. Bu da bizim hiç istemediğimiz bir sonuca yol açar: güvensizlik… Hangimiz çocuğumuzun böyle bir sebeple güvensizlik yaşamasını isteriz ki? Elbette hiçbirimiz. O yüzden çocuklarımıza bu süreci onların anlayabileceği şekilde, karmaşık olmayan cümlelerle anlatmalı ve sordukları sorulara içtenlikle yanıt vermeliyiz. Yanıt vermediğimiz her soru, onların kaygılanma ihtimalini biraz daha arttıracaktır.

Evde kaliteli zaman geçirmenin ve çocuklarınızın yaş düzeylerine uygun aktiviteler yapmanın yollarını arayın.

Aslında bu salgına “şanslı” bir dönemde yakalandık diyebiliriz. Çünkü bu sürecin olumsuz etkilerinden korunabilmemiz adına elimizde güçlü bir kozumuz var. Bilgi ve teknoloji… Bu kozdan olabildiğince nasiplenmemiz gereken bir dönemdeyiz. Sıklıkla kullandığımız internet ortamında çocuklarımızın bu dönemde aileleriyle birlikte yapabilecekleri faydalı etkinlikleri araştırabilir, beraber izleyebileceğiniz filmler ve belgeseller bulabilir, onlara anlatabileceğiniz hikaye ve masallara erişebilirsiniz. Günlük sosyal yaşamı sekteye uğramış çocuklarımızın evde kendilerini yalnız hissetmeleri, sıkılmaları ve tembelleşmeleri hiç de istediğimiz durumlar değil. O yüzden mümkün olduğunca birlikte zaman geçirin. Sohbet edin, onlara çeşitli sorumluluklar verin, balkonunuzdan sokağınızı izleyin. Kısacası boş vakitleri mümkün olduğunca kısa tutun.

Medya ve sosyal medya okur yazarlığı konusunda bilgilenin.

Çocuklarımızın haber izleme süreleri, izledikleri yayınlarda olumsuz görüntülerle ve kaygı verici durumlarla karşılaşma ihtimalleri ekseri anne babaların kontrolündedir. Çocuklarımızın salgın gibi, ölümlü vakalara yol açan durumlarda bu gibi olumsuz görüntülere maruz kalmamaları adına gelişmelerin önemli bir kısmını (tamamını değil) onların görmedikleri ve duymadıkları zamanlarda takip edin.  Böylece riski azaltmış olacaksınız.

Onlara güvende olduklarını hissettirin.

Kriz ortamlarında çocukların en çok ihtiyaç duydukları duygu sevgi ve güvendir. Onlara süreci doğru ve anlaşılabilir bir şekilde anlatmanın yanı sıra, onlara güven verici sözlerinizi ve tutumlarınızı esirgemeyin. “Virüse karşı aile olarak gereken tüm tedbirleri aldık, şimdilik güvendeyiz. Eğer bir tehlike durumu olursa merak etme “annen ile ben/baban ile ben” senin daima yanındayız. Seni virüse karşı koruyabiliriz” söylemi onları rahatlatacaktır.

Aynı sorulara defalarca yanıt vermekten sıkılmayın.

Bu dönemde çocuklar -hepinizin bildiği gibi- çok soru sorarlar. Özellikle virüs salgını gibi alışık olmadıkları ve tam olarak kavramsallaştıramadıkları durumlarda zihinlerinde çok daha sık merak duygusu oluşur. Bunu da doğal olarak direkt sizlere yansıtırlar. Sık sık aynı soruları sorabilir ve sizden onların düzeyine uygun cevabı alana kadar bundan yorulmayabilirler. Buna karşı sabırlı olamalı, onları sordukları her soruya içtenlikle cevap vermelisiniz.

Ayrıştırıcı ifadelerden kaçının.

Hepimiz kriz ortamlarında içimizdeki kaygı durumunu dışa vuracağımız bir yer ararız. Bu da böyle dönemlerde daha öfkeli ve daha gergin olmamızın doğal bir sonucudur. Haberlerde veya takip ettiğiniz gelişmeler karşısında bu hastalığa yakalananları, tedbirlere uymadıklarını düşündüğünüz kimseleri, yaşlıları vb. suçlayıcı, ayrıştırıcı ifadelerden kaçının. Bu hastalığa yakalanmanın Dünya’nın sonu olmadığını, bunun ayıp ya da günah bir şey olmadığını, herkesin başına gelebileceğini ifade edin.

 

 

Bu saydığımız başlıklardaki sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz durumda salgının olası psikolojik etkilerinden çocuklarımızı mümkün olduğunca korumuş olacağız. Çocuklarımızın ruh sağlığına bu süreçte üst düzeyde ihtimam gösterelim. Zira bu sürecin başlamasıyla zaten sosyal hayatlarında doğal bir sarsıntı yaşayan çocuklarımız, bizlerin takındığı yanlış tutumlar ve gösterdiğimiz olumsuz davranış modelleri ile olumsuz etkilenebilir. Daima itidalli olalım ve öğrenmekten asla vazgeçmeyelim.

Sevgiler.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2015'den beri...