Anıl Katkat

Namık Kemal – İntibah

09.04.2020
45
Namık Kemal – İntibah

Bugün, Tanzimat Edebiyatında birçok alanda yenilikçi eserler vererek dönemine ön ayak olmuş, modernleşme yolunda yaşadığı jenerasyona çok ciddi katkılarda bulunmuş, sosyal ve toplumsal sorunları eserlerinde başat unsur olarak işleyen önemli bir yazardan ve onun eserinden bahsedeceğiz. Namık Kemal – İntibah…

Vakit kaybetmeden romana kısaca bir göz atalım.

Aynı zamanda vatan şairi olarak da tanıdığımız Namık Kemal, İntibah adlı romanını sürgünde bulunduğu Kıbrıs’ta 1873-1876 yılları arasında kaleme alır ve verdiği bu esere “Son Pişmanlık” adını verir. O dönem yayınlanan eserleri denetleyen Maarif Vekaleti, Namık Kemal’in bu husustaki fikrine başvurmaksızın eserin adını “İntibah: Sergüzeşt-i Ali Bey” olarak değiştirir ve eserdeki bazı noktalara sansür uygular. Aklına takılanlar için hemen ifade edelim, İntibah: uyanış; Sergüzeşt ise Macera demektir. Cumhuriyetin ilanından sonra da 1944 yılında ilk kez latin harfleriyle basımı yapılan kitap bugüne kadar birçok kez baskıya girmiştir.

Namık Kemal, İntibah romanında ilahi bakış açısı yöntemini kullanarak, her şeyi bilen olarak konumlanmıştır. Böylece olaylara belli bir mesafede kalarak izleyici olur ve okuru-olayın akışı ile baş başa bırakır. Türk Edebiyatı’nın ilk edebi romanı olarak bildiğimiz bu eser, o dönemde vuku bulan batılılaşma hareketinin etkileri yeni olduğundan, olgunlaşmamış roman türünün ilk örneklerinden kabul edilir. Yine de genel anlamda oldukça akıcı bir dile ve olay örgüsüne sahip olan bu romanı, ben toplamda 4-5 saatlik bir dilimde “soluksuz” diye tarif ettiğimiz şekilde bitirdim.

İntibah Romanının Olay Örgüsü

Romanımızın baş kahramanı Ali Bey’in oldukça varlıklı, eğitimli bir ailede yetişen düzgün, eğitimli, terbiyeli ve ahlaklı bir insan olduğu yapıtın başında önemle anlatılır. Romanımız Ali Bey’in babasının ölümü üzerine içine düştüğü psikolojik durumun kendisini nerelere sürüklediği üzerine kuruludur ve Ali Bey roman boyunca kah takdir edilesi, kah öfkelenilesi bir konumda karşımıza çıkar. Ali Bey, babasını kaybettiğinde henüz yirmi yaşındadır ve babasının ölümü ile birlikte iyice içine kapanık, sönük bir hale gelmiştir. Annesinin ısrarlı tutumu sayesinde kabuğundan çıkmaya karar verir ve bir gün arkadaşı Atıf Bey ile gittiği Çamlıca’da (o dönemde gezinti ve eğlence yeri) Mehpeyker adında bir hayat kadınına aşık olmasıyla uzun ve çalkantılı bir döneme girer.

Ali Bey, Mehpeyker adındaki bu kadına delice aşık olur ve neredeyse sabah akşam onu düşünmekte ve düşlemektedir. Mehpeyker tecrübeli bir hayat kadınıdır ve bu tecrübesinin de etkisiyle tüm kadınlık yeteneklerini sergileyerek Ali Bey’i kendisine muazzam bir bağ ile bağlar. Bir gün yine buluşma yerleri olan Çamlıca’da orada bulunan bir adamın Mehpeyker’e laf atmasıyla öfkelenir ve adamla konuşur. Bu adam arkadaşı Atıf Bey’in dayısı Mesud Efendidir. Mesud Efendi, Ali Bey’i Mehpeyker hakkında ikaz eder ve onunla ilgili tüm gerçekleri Ali Bey’e anlatır. Bunun üzerine sırılsıklam bir aşkla bağlı olduğu kadın hakkında muazzam bir hayal kırıklığına uğrayan Ali Bey ondan ayrılmaya karar verse de Mehpeyker yine tüm kadınlık cazibesini kullanarak Ali Bey’in aklını çelmeyi ve onu bir hayat kadınıyla beraber olma fikrine getirmeyi başarır. Her ne kadar bu fikirde olsa da kendi zihninde ve vicdanında bir çok gel-gitlerle boğuşan Ali Bey’in hali annesi Fatma Hanımı çok üzmektedir. Fatma Hanım araştırmaları sonucu Ali Bey’in neden bu durumda olduğunu öğrenir ve bu hayat kadınını unutabilmesi için oğluna oldukça güzel yüzlü, güzel ahlaklı bir cariye satın alır. Bu cariyenin ismi de Dilaşub’tur. Ali Bey Dilaşub’u güzel ve ahlaklı bulsa da gönlünü Mehpeyker’den kolay kolay kurtaramayacaktır. Fakat bir gün Mehpeyker’in evine gider ve onu evde bulamaz. Zaten kafasında bin bir kuşku ile yaşamakta olan Ali Bey, sabaha kadar oracıkta Mehpeyker’i bekler. Ve onun o gece bir başkasıyla beraber olduğunu düşünerek Mehpeyker’den ayrılır.

Bu ayrılığın ardından annesinin getirdiği Dilaşub’la evlenmeye karar veren Ali Bey, hikayenin bundan sonraki kısmında kalbindeki Mehpeyker aşkından artık kurtulmaya başlar. Dilaşub’la evlenir ve hem onu, hem kendisini hem de anneciğini mutlu edecek bir yola girer. Fakat bunu öğrenen Mehpeyker’in kıskançlıktan gözü döner. Artık tek hayat amacı Ali Bey’den ve zevcesinden intikam almaktır. Burada imdadına yıllardır ondan faydalanan Abdullah Efendi adında yaşlı, kibirli, kötü bir adam yetişir. Abdullah Efendi Suriyeli bir tüccardır ve karanlık işlerle meşguldür. Zengindir ve o da Mehpeyker’in etkisindedir. Mehpeyker ve Abdullah Efendi haince planlarla Dilaşub’u kapının önüne koydurmayı başarır. Fakat bundan sonrası Mehpeyker’in beklediği gibi olmaz. Ali Bey, Mehpeyker’e geri dönmez. Ali Bey tarafından kapının önüne koyulan Dilaşub ise köle tacirleri tarafından Mehpeyker’e satılır. Mehpeyker Dilaşub’a o kadar kötü davranır ki, Dilaşub ölmeyi bile düşünmüştür. Bu sırada kısa zamanda çok büyük hayal kırıklıkları yaşayan Ali Bey’in hayattan herhangi bir umudu kalmaz ve kendisini iyiden iyiye dağıtır. İçmek, eğlenmekten başka bir gayesi yoktur.

Öte yandan Ali Bey’i kendisine döndüremeyeceğini anlayan Mehpeyker bunu kendine yediremez ve onu öldürmeyi düşünür. Bunu da tek başına yapamayacağından yine imdadına Abdullah Bey yetişir ve Hırvat adında bir katil tutulur. Basit bir kurguyla Ali Bey’i Hırvat’ın bulunduğu eve getiren Mehpeyker Dilaşub’u da aynı mekana getirmiş ve Ali Bey’in ölümünü ona göstermek istemiştir. Fakat bir şekilde Ali Bey’e bu planı anlatan Dilaşub sayesinde Ali Bey oracıktan hemen kaçar ve karakola gider. Bu sırada Hırvat Ali Bey’in bulunduğunu düşündüğü karanlık odaya gelir ve onun paltosunu giymiş olan Dilaşub’un kalbine bıçağı saplar. Ali Bey karakoldakilerle birlikte geri geldiğinde Dilaşub’un can çekiştiğini görür ve tüm gerçeklerin farkına varır. Çok büyük bir vicdan azabı ve pişmanlık duyan Ali Bey, öfkeyle oracıkta Mehpeyker’i öldürür. Fakat Dilaşub da oracıkta ölmüştür ve son pişmanlık fayda etmeyecektir.

֍

Kişisel düşüncem, bu romanın batılılaşma yolunda ilk örneklerden olmasına karşın güzel bir anlatıma ve olay akışına sahip olduğu… Beğenmedim, sevemedim desem yalan söylemiş olurum. Fakat birçok okurun da malumu olduğu üzere romanda bazı tesadüflerin nedenselleştirilmemesi, yazarın hemen hemen tüm hükümleri kendisinin alenen koyması, okura herhangi bir yargıya varma fırsatı tanımaması da bir eksiklik olarak dikkatimi çekti. Hatta öyle ki, romanın son cümlesinde dahi bunu çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Yazar romanını “Son pişmanlık fayda etmez” sözüyle bitirerek, kendi olay örgüsüne kendi bir değerlendirme yaparak yargı koymuş oluyor. Bunu okura bırakması gerekirdi diye düşünüyorum.

Tam bir romantizm etkisinde kaleme alınan bu romanda, romantizm akımının önemli kriterlerini görürüz. Ayrıca Namık Kemal o dönemde toplumsal bir sorun haline gelmiş cariyelik ve kölelik kavramlarını da eleştirel bir dille anlatır.

ETİKETLER: , ,
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2015'den beri...