Anıl Katkat

Orhan Kemal – Murtaza

03.04.2020
71
Orhan Kemal – Murtaza

–Senin vazifen ne?
–Murtaza…
–Adını sormadım, vazifen nedir?
–Murtaza demek, vazife demek. Vazife demek, Murtaza demek.

–“Vazife bir sırasında görmeyecek gözün dünyayı, demeyeceksin evladım ciğerparem”

֍

Her romanı ayrı bir tada sahip olan en önemli yazarlarımızdan Orhan Kemal‘in, Edebiyatımıza çok büyük bir iz bıraktığı “Murtaza” romanını inceleyeceğiz.

Toplumsal realite ile kendi doğruları arasında sıkışıp kalmış, kendi doğrularından kati surette ödün vermek istemeyen, vazife mefhumunu hayattaki her şeyin üzerinde tutan; sorumluluklarını kendi zevklerinden, çıkarlarından, ailesinden ve tüm değerlerinden daha fazla önemseyen Murtaza‘ya dair en kısa ve en doğru ifade okurlarca da yaygın olarak kullanılan “Yerli Donkişot” olacaktır. Nitekim, Murtaza’nın vazife anlayışı, katı ve sınırlı kişilik yapısı, kurallarından ve disiplin anlayışından asla taviz vermemesi, yüreğindeki tarifsiz vatan sevgisinin ona yüklediği “memlekete çeki düzen verme” kaygısı, insanları tembellikten ve uyuşukluktan kurtararak, kendi ifadesiyle tıpkı “makine” gibi çalışmaları için kendini parçalaması yönüyle Donkişot gibi özel bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki hayatın her alanında göstermiş olduğu, oldukça keskin ve çoğu zaman saçmalığa varan idealizm anlayışı ile de yerli Donkişot benzetmesini oldukça hak ediyor.

Murtaza’nın görev ve sorumluluk ahlakı, toplum gerçekleriyle büyük bir oranda çelişir. Onun katı, tavizsiz ve hoşgörüsüzlüğe varan vazife ve sorumluluk anlayışı içinde yaşadığı toplum tarafından ve hatta ailesi tarafından dahi dışlanmasına -ötekileştirilmesine-suçlanmasına sebep olur. Fakat bu gerçeğin bile onun için vazife karşısında bir önemi yoktur. Ona göre memleket gevşek, tembel ve uyuşuk insanlarla dolup taşmıştır. Derhal bu duruma çeki düzen verilmelidir. Memlekette herkes işini bir makine gibi yapmalıdır ki, ülke ileri gitsin, gelişsin. Vazife, disiplin ve amirlerinin emir ve takdirlerinden daha önemli bir şey olmaz, olamaz. Bu anlayış Murtaza’nın hem zihnine hem de kişiliğine o kadar oturmuştur ki, amirlerinin değil ona bağırması, sövmesi yahut dövmesi karşısında dahi Murtaza sesini çıkarmamalıdır. Zira giydiği üniformanın hakkını vermelidir. Amirlerinin takdirini kazanmalıdır. Üniforma onun için Dünya’nın en kutsal nesnelerinden biridir. Küçük yaşlardan beri hayal ettiği “Şehit Kolağası Hasan Dayısı” gibi olmak; hatta onun gibi vatan için şehit düşmek, onun gibi vazifeye sadık ve disiplinli bir memur olmak Murtaza’nın yaşama sebebidir. Çocuk yaşlardan beri giymek istediği üniformayı asker olarak giyemese de, mahalle bekçisi olarak giyer. Hatta öyle ki, mahalle bekçisi olmasındaki belki de tek etken -Kolağası Hasan dayısı gibi- üniforma giyecek olmasıdır.

Murtaza’nın bu ödünsüz-hoşgörüsüz vazife ve saplantılı ahlak anlayışı sonunda kızının ölümüne sebep olur. Dışlandığı toplumun kendisine zarar verme güdüsü kazanması ile atıldığı mahalle bekçiliğinden sonra, emniyet müdürünün vesilesiyle bir fabrikada gece kontrolörü olarak göreve başlar. Buradaki vazifesini de oldukça önemser. Gece işçilerine göz açtırmaz. En küçük bir tembelliğe, kaytarmaya mahal vermez. Kahvede oyun oynayan fabrika işçilerini derhal müdüre şikayet etmelidir. Zira burada tembellik edeceklerine, vazifelerine hazırlanmak üzere dinlenmelidirler. Ona göre o fabrikada çalışan her bir insan, vazifesini her şeyin üzerinde tutmalı; o makineler gibi tıkır tıkır işlemelidir. Murtaza 2 kızını da burada işe sokmuştur. Murtaza’nın bu ödünsüz disiplin anlayışı çok geçmeden buradaki işlerin de ondan yılmasına, yaka silkmesine sebep olur. Bir gün kızlarından biri vazife esnasında uyuyakalmıştır ve Murtaza’nın zulmünden(!) yaka silken işçiler derhal ona durumu haber verirler. Bunu gören Murtaza’nın “vazife esnasında gözü görmez dünyayı, demez evladım, ciğerparem!” ve kızını bir hışımla yere çarpar. Onun bu hışmının altında yatan ödünsüz ve saplantılı ahlak & vazife anlayışı sonunda kızının ölümüne sebep olmuştur. Ama yine de o bildiğimiz Murtaza olmaktan asla vazgeçmeyecektir.

֍

Günümüzde eşine az rastlanır ,bu katı idealistliğe ve takıntılı ahlak anlayışına sahip olan Murtaza kimileri tarafından da “otorite yalakası” olarak değerlendirilse de, bunun temeli olmadığını onun vazifeye bağlılık anlayışındaki çıkarsızlık bunu reddeder. Bir gün evinde misafir ettiği kardeşine söylediği “Bilirim her şeyleri. Çeker benim de içim tereyağı kaymak bal. Lakin görürüm camekanlarında bakkalların, geçerim; yetmez almaya gücüm.” sözü de bunu doğrular.  Nitekim Yunanistan’dan Türkiye’ye göçtüklerinde diğer hemşehrileri gibi malk mülk uğruna hilekarlık etmez ve kendi nasibinin peşinde koşar, kendi hayatını kazanmaya çalışır. Murtaza ne kadar takıntılı ise de aynı zamanda dürüst, özverili ve çıkarsızdır. Düşündükleriyle uyguladıkları arasında herhangi bir çelişki görmek imkansızdır. Kendi aleyhine de olsa doğru bildiğini konuşmaktan asla ödün vermez. Onun hayattaki tek amacı “Kolağası Hasan dayısı” gibi olabilmek ve yahut “Kolağası Hasan dayısı gibi” bir evlat yetiştirmektir.

Dürüsttür ve tutarlıdır.

Romanın ilk sayfasında da, son sayfasında da Murtaza, bildiğimiz Murtaza’dır.

 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

2015'den beri...